SEVGİ VERMEKTE BİR İHTİYAÇTIR...




Sevgiyi söylemek gerek,
Hissetmek yeterli değil.
Sevgiyi göstermek gerek,
Kendinin bilmesi hiç yeterli değil.





HER KADININ...
Dönmeyi hayal edebileceği eski bir aşkı ve yaşamının aşamalarını simgeleyen yeni bir aşkı...
Belki de hiçbir vakit istemeyecek ya da ihtiyaç duymayacak olmasına karşın yine de dilediği an çekip kendine ait bir yer kiralayabilecek parası...
Patronu ya da hayallerinin erkeğiyle bir saat içinde buluşması gerektiğinde mükemmel bir giysisi...
Geride kaldığı için üzülmediği, öte yandan yaşlandığında içinde keyifle anlatacak yaşanmışlıklarla dolu bir gençlik dönemi...
Gün gelip yaşlandığında gerçeğin bilinci ve bunun için kenarda konmuş parası...
Tamir takımı, kablosuz matkap ve siyah dantel giysisi...
Her zaman onu güldüren bir arkadaşı ve yanında rahatça ağlayabileceği bir dostu...
Evinde, daha önce ailesinin bir ferdi tarafından kullanılıp da kendisine verilmemiş, güzel bir parça...
Sekiz kişilik tabak takımı, sekiz şarap bardağı ve konuklarını etkileyecek bir yemek tarifi...
Şişirilmemiş bir özgeçmişi...
Ve kederine hakim olduğu duygusu
OLMALIDIR.


HER KADIN
Kendini kaybetmeden aşık olmayı...
Dostluğunu zedelemeden istifa etmeyi, sevgilisini terk etmeyi, arkadaşlarıyla kozunu paylaşmayı...
Ne zaman daha çok gayret göstermesi, ne zaman bırakıp gitmesi gerektiğini...
Aslında gitmeyi hiç istemediği bir davette dahi iyi vakit geçirmeyi...
Dilediği bir şeyi büyük olasılıkla elde edebileceği bir biçimde istemeyi...
Kalçalarının ölçüsünü, annesiyle babasının huylarını değiştiremeyeceğini...
Mükemmel bir çocukluk dönemi yaşamışsa bunun artık geride kaldığını...
Aşk için yapıp yapamayacaklarını...
Sevmese de yalnız başına yaşayabilmeyi...
Güveneceği, güvenemeyeceği kişileri bilip, bunu kişileştirmeden kabullenmeyi...
Ruhunu dinlendirmek istediğinde (artık bu arkadaşının mutfağı mı olur, ormanda bir kulube mi olur) gideceği yeri...
Bir günde, bir ayda, bir yılda yapıp yapamayacağını
BİLMELİDİR.



ÖĞRENDİM
İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim
Yapabileceğim tek şey sevebilcek biri olmak
Gerisi onlara kalmış...
İnsanları ne kadar çok düşünürsen düşün,
Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim.
Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini,
Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.
Önemli olan hayattaki eşyaların değil,
Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.
İnsanın ancak on beş dakika çekici olabildiğini
Ondan sonra alışıldığını öğrendim.
Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptığını değil
Kendimin en iyi yaptıklarımı ölçüt almam gerektiğini öğrendim.
İnsanlar için olayların değil, onların önemli olduklarını öğrendim.
Ne kadar ince kesersen kes,
Kestiğinin daima iki yüzü olduğunu öğrendim.
Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini
Belki bu defa onları son defa görüşün olabileceğini öğrendim.
Her ne kadar onu çok düşünsende,
Yine de gidebileceğini öğrendim.
Kahramanların yapması gerekenleri yapanlar olduğunu öğrendim.
İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini,
Ama bunu nasıl göstereceklerini bilmediklerini öğrendim.
Sinirlendiğimde buna değse bile
Asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim.
Aramızda uzak mesafeler olsa bile
Gerçek dostluğun, aşkın büyüdüğünü öğrendim.
Birinin senin gibi sevmemesi
Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.

Bir arkadaşının ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini
Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.
Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.
Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.
Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun
Dünyanın senin sıkıntılarından dolayı durmayacağını öğrendim.
Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini
Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.
İki kişinin tartışmasının
Birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim.
Ve tartışmadıkları zamanda sevdikleri anlamına gelmediğini
Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.

İki kişinin tamamen aynı şeye baktıklarında bile
Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim.
Hayatlarında hep dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin,
Sonuçları önemsemediklerini öğrendim.
Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin,
Hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.
Verebileceğin bir şey kalmadığında bile arkadaşın ağladığında,
Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.
Yazmanın, konuşmak kadar duygusal çaba gerektirdiğini öğrendim.
En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştığını öğrendim.
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin
Çok zor olduğunu öğrendim.
Sevmeyi ve sevilmeyi öğrendim...






Yaşam bir senfoniyse eğer... Önce bir giriş vardır. Bu girişle senfoniye can veren çalgılar, ince bir motifin eşliğinde kendilerini tanıtmaya başlarlar, birer ikişer. Kimi kalın sesli tumturaklıdır; kimi yumuşacıktır huzur verir. Kimisi de neşelidir, çılgındır, binbir çıngıraktan oluşmuş çocuksu iniş çıkışlarla süsler digerlerinin sürüp giden seslerini. Tıpkı bir ailenin bireyleri; annesi babası çocukları gibi.
Sonra gelişme bölümü başlar. Geri planda ilk duydugumuz bu süreçte kah alçak kah yüksek perdeden kendini belirginleştirir. Senfoninin ana teması bu...
Derken tempo hızlanır, fırtınalar kopar, çalgılar bir digeriyle çatışır. Tıpkı ailenin içindeki çatışmalar gibi... Bildik motif bile hırçınlaşmıştır.
Son bölümdeyse, bunca fırtınadan sonra giderek bir kabullenme, bir huzur bir arınma gelişir. Çalgılar birbiriyle daha yumuşak tonlar da konuşuyorlardır bu kez...
Ve... Bu müzik şöleni, bölümler boyu kah yalvarırcasına, kah sesini bazılarını sustururcasına, kah teselli ve sevgi verircesine senfoniyi ve tüm çalgıları birarada tutan o bağlayıcı motifin yorgun ama mutlu ezgileriyle, zaferini ilan edercesine muhteşem bir finale ulaşır.
Bizlerse tüm bu savaşın, farkında olmasak da, kendi yaşamımızda bir şeyler bularak dinlediğimizden, bağışlayıcı motifin senfoniyle sona eren ezgileri hayat yolundaki bir savaşçının diğerlerini anladığını belirtircesine alkışlarımızla selamlarız.
Yaşam bir senfoniyse eğer, tüm bu iniş çıkışları aşmasını sağlayan bağışlayıcı motif de... bağışlayabilmektir.



Bir fikir ekersen, bir davranış biçimi biçersin;
Bir davranış biçimi ekersen, bir alışkanlık biçersin;
Bir alışkanlık ekersen, bir kişilik biçersin;
Bir kişilik ekersen bir hayat biçimi biçersin.



İyi alışkanlıklar bizleri zirvelere taşırken, kötü alışkanlıklar insanı yerlerde süründürür.





ZEKA TÜRLERİ:
1.GÖRSEL ZEKA: Düşündüklerini gözlerinin önünde canlandırabilirler, gördükleri yerleri kolayca anımsarlar, şekilleri, makineleri severler. Mimar, mühendis, mucitler bu grupta yer alır.
2.FİZİKSEL ZEKA: Hareketlerinde esneklik ve uyum vardır. Jimnastik ve dansta başarılıdırlar. Vucut dilini güzel kullanırlar, hareketlidirler. Atletler, dansçılar, aktörler bu gruba dahil.
3. MÜZİK ZEKASI OLANLAR: Duydukları bir melodiyi kolaylıkla anımsarlar. Sürekli kendi kendilerine şarkı mırıldanır ya da ıslık çalarlar. Müzik dinlemekten bıkmazlar. Müzisyen, besteci, diskjokey, orkestra şefi müzik zekası olanlardır.
4. SÖZEL ZEKA: Sözcükleri severler, dil öğrenme yetenekleri vardır. Kitap okumayı, yazı yazmayı, konuşmayı severler. Öğretmenler, gazeteciler, yazarlar, çevirmenler ve avukatlar bu gruptandır.
5. MATEMATİKSEL ZEKA: Mantıkları güçlüdür. Rakamlarla oynamaya bayılırlar. Olayları sorgular, sık sık soru sorarlar. Bilim adamları, mühendisler, bilgisayar mühendisleri, hesap uzmanları bu zeka grubuna dahildir.
6. İÇSEL ZEKA: Kendine dönük analiz yaparlar. Kendilerini ve düşüncelerini tahlil ederler. Önsezileri güçlüdür, rüyalara önem verirler. Grup çalışmalarını sevmezler. Araştırmacı, filozof, teorisyendirler.
7. SOSYAL ZEKA: İnsanlarla çok kolay ilişki kurarlar. Kendilerini başkalarının yerine koyup onların duygu ve düşüncelerini anlayabilirler. İyi yönetici olurlar. Arkadaşları çoktur. İş adamları, politikacılar, dernek yöneticileri, bu gruba dahildir.
8. DOĞAL ZEKA: Bu kişiler doğada çok rahattırlar. Hayvanları severler, bitkileri tanırlar, doğadaki değişikliklerin farkındadırlar. Kamp kurmayı, yürüyüş yapmayı, dağlara tırmanmayı severler.

Olaya, bir de karşısındakinin bakış açısıyla bakabilmek...
Dur, bir de karşımdakini dinleyeyim diyebilmek...
İşte dünya barışına giden yol.


YAŞAMIN SONBAHARINDA
"Tanrım, yaşamımın bu döneminde bana yardımcı ol. Ve beni aşırı gevezelikten, her konuda her zaman kendi fikirlerini beyan etme yanılgısından koru.
Sürekli başkalarının davranışları hakkında fikir yürüterek, onların yaşamını yönlendirme çabasından uzak tut.
Dostlarımın sağlık sorunlarını dinleme sabrını ver ama bu arada giderek artan kendi ağrı, sızılarımdan uzun uzun söz etmenin dayanılmaz cazibesine karşı koyma gücünü de bağışla.
Arada sırada da olsa, benim de yanılabileceğimi bana unutturma.
TANRIM, olabildiğince sevimli bir insan olarak kalmamı sağla. Bir azize olmak arzusunda değilim (bir azizeyle yaşamak ne güçtür.) ama aksi bir ihtiyar olmayı kim ister.
Alıngan değil, düşünceli; her işe burnunu sokan değil, yardımcı; bağımsız ama beni düşünerek yapılmış jestleri de zerafetle kabul edebilecek bir insan olmama yardımcı ol.
Diğerlerinden daha uzun yıllar yaşadım diye benden gençolanlardan daha bilgili, daha akıllı olduğum kanısına kapılmaktan koru.
Son yıllarda gerçekten bazı değişikliklerden hoşlanmıyorsam suskun kalmama yardımcı ol. Çünkü Tanrı biliyor ya, son günlerimde hiç olmazsa bir iki dostum kalsın istiyorum.

Comments (1)

On 23 Temmuz 2013 04:45 , Nilüfer Yılmaz dedi ki...

"ÖĞRENDİM" adlı yazıyı çok sevdiğim için blogumda paylaştım. Sakınca duyarsanız silebilirim, teşekkür ederim.

 
Computer Blogs - Blog Catalog Blog Directory BlogKüme'yi destekliyorum