Üç papaz konuşuyorlarmış. Birisi sormuş:
"Eğer dünya bir anda kapkaranlık zindan gibi olsa ne yapardın?"
Birisi; "Hemen cennetin kapılarının açılması için Allah'a dua ederdim" demiş.
Diğeri ise, "Allah'a dua ile yalvarır, benim için hangi cezayı uygun görmüşse onu çekmeye hazır olduğumu söylerdim" demiş.
En sonuncu papazın cevabı muhteşemdir:
"Ben de karanlıkta nasıl yaşayacağımı öğrenmeye çalışırdım."





Aslan için ceylan güzel bir sofra...
Ceylana göre aslan korkunç bir mahluk...
Bu iki farklı değerlendirmede insan kendi aklınca, Ceylana hak verir gibi olur. Ama ne var ki, bu hükmü verirken, az önce kesip pişirdiği tavuğu yemekle meşguldür.



Hayat bir soğandır.
Her defasında bir katını soyarsın
Ve bazen de ağlarsın.



Öksürük olmasaydı birçok insan zatüreye yakalanmak üzere olduğunu anlamazdı bile. Ateşimiz yükselmeseydi vucudumuzdaki iltihaplar öldürücü olurdu. Ağrılarımız sancılarımız çeşit çeşittir. Her birinin kaynağı şekli farklı farklıdır. Her biri ayrı bir arızayı haber verirler. Büyük ikazlarda bulunan küçük aksiliklere çok şey borçluyuz.



"Temiz vicdan kadar yumuşak yastık yoktur."



Sevgi bütün bir bedenimizdir aslında. Kötülükleri ve kini ayaklarımızın altına alıp üzerine olabildiğine bastırmalı, acı çektirmeli ve yanımızdan uzaklaştırmalıyız. İşte o zaman insan ellerinde birçok şey taşıyabilir.



İyi günde sadece davetine icabet eden
Fakat kötü gününde davetsiz gelen
Gerçek dostlar edinin.



Bir kişinin hayatı boyunca mutlu olması, tutkularının olmasına değil, onları zaptetme ve yönlendirme becerisine bağlıdır.



Bir zenginin mezar taşında şunlar yazılıydı:
Toplamayı yapar,
Çarpmayı bilir,
Hayatta çıkarmayı bilmezdi.
Öldükten sonra varisleri bölmeyi öğrendiler.



Fırsatlar kendilerini arayanları bekler. Teşebbüs etmeden fırsatları yakalamak mümkün olmaz. Doğrudur; her arayan bulamaz. Ama aramadan hiç bulan olmamıştır.



Samanlıkta iğne aramanın en etkili yolu mıknatıs kullanmaktır.



Okulda geçen on iki yıldan sonra, bir ikizkenar üçgenin alanını nasıl hesaplayacağımızı biliriz. Fakat kendimizi ve değerlerimizi nasıl bağışlayacağımızı bilemeyiz.



"Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni bir şeyler söylemek lazım."
MEVLANA



"Bilen kişiyle dost ol, çünkü seni aydınlatır. Bilgisiz kişiyle dost ol, çünkü sen onu aydınlatırsın. Bilmediğini bilmeyenlerden hemen uzaklaş, çünkü onlar aptaldır, seni de aptallaştırır.
KONFÜÇYÜS



Ağlamak "Duygusal" görünme riskini göze almaktır.
Duygularını açmak "Kendini ortaya koyma" riskini göze almak riskini...
Düşüncelerini söylemek ise "Dokuz köyden kovulma" riskini...
Umutlanmak "Hayal kııklığına uğrama" riskini göze almak riskini..
Sevmek ise "Karşılık görememe" riskini göze almaktır.
Ama riskler alınmalıdır, çünkü hayatımızın en büyük riski:
HİÇ RİSK ALMAMAKTIR.
Çünkü yaşamak "ölme" riskini göze almaktır.



Sizin bir yemeğiniz olsa. O yemeğe muhtaç çok insan olsa. Ondan yedirdikçe artsa. Ve ondan sadece sizde olsa...
Böyle bir yemeği tanıdığınıza tanımadığınıza tattırır mıydınız?
Eğer cevabınız "evet" ise alın size tarifi:
GEREKLİ MALZEMELER:
Bir ölçek "merhaba"
Bir ölçek "iyi günler"
Birazcık ilgi,
Bir tutam anlayış,
Normal ölçüde nezaket,
Bir tatlı kaşığı tolerans.
Malzemeyi iç dünyanızdan alın, yıkamaya gerek yoktur, temizdir. Teknenizde yavaşca karıştırın. Kokusu her yanınıza sinince içine duygu şerbeti ekleyin ve karıştırın. Karışımı hayat tabağının üzerine yavaşça boşaltın. Üzerine sevgi mermalatıyla süsleyin. Bir parça gökkuşağının renklerinden serpiştirin. Gün boyunca afiyetle yiyin.
Sadece kendiniz yemeyin, herkese yedirin.
Afiyet olsun.

Comments (3)

On 14 Haziran 2009 07:44 , Serkan dedi ki...

Fırsatlar kendilerini arayanları bekler. Teşebbüs etmeden fırsatları yakalamak mümkün olmaz. Doğrudur; her arayan bulamaz. Ama aramadan hiç bulan olmamıştır.

Doğru söze ne denir :D

 
On 14 Haziran 2009 13:18 , Gülden dedi ki...

:):)

 
On 11 Aralık 2010 12:40 , Adsız dedi ki...

enfes Hikayeler kitabını aldım. Çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. bana göre hikayelerde eksikliklerden kaynaklanan hatalar var. Örneğin s. 126 da " Sirk" adlı hikayede iyi kalpli bir kadının sağır ve dilsiz çocuklardan oluşan bir grubu sirke götürdüğünden bahsediyor ama sirk dönüşü ise kör çocuklardan biri duygularını açıklıyor. Yani başlangıçta sirke götürülenler arasında kör çocuk yok. ilginç olan, hikaye sirke götürüldüğünden hiç bahsedilmeyen kör çocuğun duyguları ile bitiyor. Yine bana göre bir tuhaf durum daha. daha önce daha değşik bir biçimde mesajı herkesin malumu olan bir hikayede sanki karakter va bazı objeler değiştirilerek anlatılmış ve de mesaj sanki yazan kişiye göre verilmiş. Bu ve buna benzer hatalar olmasa daha iyi olurdu. beni kitaptan soğuttu. bu benim yorumum tabii ki..

 
Computer Blogs - Blog Catalog Blog Directory BlogKüme'yi destekliyorum