Yüreğiniz kendi sessizliği içinde gecenin ve gündüzün gizlerini bilirler. Ama kulaklarınız, yüreğinizin bildiklerini duyabilmek için can atarlar.


Bitti diye sakın ağlama, oldu diye gül.



Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Büyük bir bakı siniyi andıran ay, ortalığı oldukça aydınlatıyordu. Otelin terasında üç kişi oturuyordu. Birisi yakışıklı bir delikanlı, öteki genç, güzel bir kız, üçüncüsü orta yaşlı bir kadın... İçeriye bir adam girdi. Kenar masalardan birine yerleşti. Sessizlik, can sıkıntısı halinde uzadıkça uzadı. Sonunda orta yaşlı kadın dayanamadı. Bir parti poker yapsak, dedi. Genç kızla delikanlı kabul ettiler. Kenarda oturan adam, bir şartla dedi. Ortaya çıkarılan paralar oyun bitinceye kadar masada kalacak. Oturdular.
Daha birinci elden başlayarak, delikanlı, gençkız, orta yaşlı kadın sırayla hep kazandılar. Dördüncü, her oyunda kaybediyordu. Onun yerinde kim olsa, hilebazlar arasına düştüğünden şüphelenirdi. Sonunda gün ağırırken kalkmaya karra verdiler. Orta yaşlı kadın, son eli dağıttı. Sürekli kaybeden adam, cebinden kocaman bir deste çıkarıp masaya koydu.
Adam bu son elde rest çekti. Üçüde gördük, dediler. Kağıtlar açıldı. En büyük el adamdaydı. Böylece hem kaybettiklerini almış hem de ötekilerinin paralarını kazanmıştı. Adam gülümseyerek, bunun böyle olacağını biliyordum, dedi. Kesinlikle biliyordum. Üçü bir ağızdan hayretle sordular: Kesinlikle biliyor muydunuz? Evet dedi, çünkü siz üçünüzde er geç kaybetmeye mahkumsunuz. Delikanlıyı gösterdi. Sizin adınız, aşk. Kıza gülümsedi, sizin adınız gençlik. Kadına döndü. Sizinki de, hayat. Kadın sordu peki sizin adınız ne? Benimki, dedi adam. Benimki, zaman...



Belki Tanrı senin diğer insanla karşılaşmadan önce yanlışlarla karşılaşmanı istiyordur ki, bu olduğunda şükredeceksin.



Bir kişiyi özlemenin en kötü şekli,
o kişi tarafından bırakılmak ve
bir daha onla olamayacağını bilmektir.



Aptallar her gün ölür, cesurlar bir kez.



Hayat, arzulamanın elde etmekten önemli olduğunu...
Tek gerçeğin yaşanılan an olduğunu...
Aynı pencereden bakmanın değil, o pencereden aynı şeyi görmenin önemli olduğunu...
Her şeyin ama her şeyin bir bedeli olduğunu...
Aşkın yaşanırsa biteceğini...
Birine aşık olduğunuzda, aslında aşık olduğunuz şeyin, ona yüklediğiniz anlam olduğunu...
Aşkın arzulamak ama kavuşamamak olduğunu...
Aşkı, menfaatlerin doyurduğunu...
Aşkın sevgiyle alakası olmadığını...
Dünyada bugüne kadar söylenmiş bütün "seni seviyorum" ların onda dokuzunun yalan olduğunu...
Aşkın bir nevi hastalık sayılması gerektiğini...
Aşkta kadınların acımasız olduğunu...
KAdınların aşkları için feda edemeyecekleri hiçbir şeyin olmadığını...
Aşk konusunda, herkesin mutlaka bir yerde yalan söylediğini...
Öğretiyor.



Erkekler kadınların daha zeki olduğunu bilirler ve çözemedikleri bu bilmece için kendilerine değil bilmeceye kusur bulurlar.



Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat deniyor...










Tavlanın zamanla benzerliği,
Sene nasıl birse tavlada bir tanedir. Tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane 12 ayı temsil eder. 15 açık ve 15 koyu renkli pul ayın 15 gece 15 gündüzünü temsil eder. Karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatine karşılık gelir.
Eski zamanlarda Hint imparatoru, satranç oyununu Pers imparatoruna, yanında bir mektup ile hediye olarak göndermiş. Mektubunda oyunla ilgili hiçbir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmış "Kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa, o kazanır.
İşte hayat budur..."
Pers imparatoru çok alim olan baş veziri Büz ur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint imparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taş hareketini ve genel olarak oyunu çözer, sonra da on günde tavlayı icat eder ve imparatora sunar.
Hint imparatoruna tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere söyle bir mesaj hazırlarlar.
"Evet, kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa, o kazanır.
AMA BIRAZ DA ŞANSTIR, İşte hayat budur... "


"Söz mü? Ne sözü?... Bir aşkı anın sonuna kadar yaşayabilmek içindir fısıldanan her şey ve daha önce başkasına verilmiş bir sözü bozmaktı sevişirken sana verilen sözler...
Gitme inan bana... Bu defa söz!"

Mehmet YAŞIN




Eskiden mendiller kağıttan değildi. O yüzden yıkasan bile gözyaşlarımızı saklardı ayrılıklarda...





Şimdi sen kalkıp gidiyorsun,
Git
Gözlerin durur mu onlarda gidiyordur,
Gitsinler
Oysa ben gözlerinsiz edemem bilirsin.
Cemal SÜREYYA



İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
W. SHAKESPEARE



Zaman size gerçekleri görme fırsatı verir.
Bazen ne büyük bir aşk yaşadığınızı anlarsınız,
bazende kendinizi nasıl aldattığınızı,
bir hayal dünyasında yaşadığınızı...




"19 yy. büyük ingiliz ressamlarından William Holman Hunt'ın , bir bahçeyi anlatan kapı adlı tablosu Londra kraliyet akademisinde sergileniyor. Hunt'ın '' evrenin ışıgı'' adını verdigi bu tabloda, elinde bir fenerle geceleyin bahçede duran filozof görünüşlü bir adam var. Adam, tek eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşcasına duruyor. Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt'a dönüyor: ''Güzel tablo dogrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım. Adamın vurdugu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da... '' Hunt gülümsüyor: ''Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki..'' diyor ve tablosunun anlamını açıklıyor: ''Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildigi için dışarıda kol olması gerekmiyor. O kapı size içeriden açılmamışsa giremezsiniz."




Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri... Aşk dâhil. Bir gün, adanın batmak üzere olduğu duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde adanın önünden geçmekteymiş. Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın ?" diye sormuş. Zenginlik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok" demiş. Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir’den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et " demiş. Kibir ise: “Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş. Aşk, yakınlardan geçmekte olan Üzüntü’den yardım istemiş: "Üzüntü seninle geleyim."demiş. Üzüntü ise: "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." diye cevaplamış. Mutluluk da Aşk’ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki, Aşk’ın çağrısını duymamış. Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım... Bak yanımda Bilgi de var." Aşk kendini o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında inmişler, Aşk’a yardım eden yoluna devam etmiş. Kendisine yardım edene çok borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi’ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi: "O, Zamandı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş ve: “Çünkü sadece zaman, aşkın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir.”



TABULARIM TAA BURALARIM
Başını omuzlarına çökmüş bir sonbahar
Omuzları dar
Sen üstüme hüzün sıçrattın
Hani çamur üretirdi yağmurlar

Hadi git bakalım
Bensiz kadar yolun var






BENDEN UZAKTA
Git içimden git
Gitmezsen dinmeyecek
Son sözüm bu olarak kalsın
Ağlamayacağım, ölmeyeceğim hatta umursamayacağım
Seni unutacağım demiyorum
Unuttum bile
Git içimden git
Nasıl geldiysen öylece
Git içimden git
Birdenbire


Ellerini de al
O da sol tarafımda bir yerlerde olacak
Dinlediğim şarkıları da senin için
Uyuyamadığım geceleri de
Seninle gördüklerimi
Hepsini al
Götür benden götürebildiğince
Bilmiyorum sorma bütün cevaplar zor

Git içimden dışımdan her yerimden
Ağlamayacağım, ölmeyeceğim hatta umursamayacağım
Git içimden git artık
Bir yalan daha söyleyemeyeceğim



OLDU İŞTE
Biz de geçmiş olduk
bir aşk'ın daha üstünü örtüp
gözkapaklarını ellerimizle kapattık
Biz de güzel günleri
bittikten sonra anladık
Artık,
yokluğumuzla yaşayıp,
Birbirimizin adını duyduğumuzda
önümüze bakıp
vicdanımızı kanatacağız.
Artık biz...
Siz'li Biz'li olacağız!



İLAÇ
Ne yani?
Gidiyor musun gerçekten?
Git... Ben seni giderken de severim
Fakat anlatamam bu insanlara
Yüreğinin güzel olduğunu
Duymaz mısın nefretleri
Ağlamaz mısın mesela;
Sabahlara kadar iyileş diye başında durduğumu
ilaç kutularına bakıp hatırladığında


PAMUK HELVA
O kadar kızgınım ki sana
büyümeseydik çok isterdim küsmeyi
dudaklarımı büzüp
kaşlarımı çatarak bakmak isterdim şimdi sana
ama maalesef büyükce kırılıyoruz
ve pembe renkli pamuk helva şekerler
mutlu etmiyor artık bizi




SVGLM
Çatık kaşlı bakmazdım hayata bilirsin
Bilmekten öteye sen ben gibiydin
Yokluğunda kahkaham duyulur diye utancımdan
Bir kez bile içten gülmedim
İçi sen iyi bilirsin...
Çok başka bi adamım artık
Susuyorum mesela en konuştuğum cümlelerde
Elimdeki yaşama çizgilerini sildim avuçlarımdan
Çok sessizim
İsmini söylendiğimde duyup da üzülürüm diye
Sesli harfleri çıkardım hayatımdan



(Olmaz ya kimbilir belki yüreğin takip ediyordur beni...)
Kendi alevlerinde yanmaya hazır olmalısın; önce kül olmadan kendini nasıl yenileyebilirsin?




Yaşadığımız şeyleri biz icat ederiz. Dolayısıyla icat ettiğimiz şeyi yok edebiliriz.




Anlamak affetmek demektir...





Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyoruş gibi görünür; bizi ayıran küçücük bir köprü vardır o kadar... Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: "Bu köprüyü geçip bana gelir misin?" İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlarsam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramızda dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesekte artık yapamayız. O küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın.




Mezar taşları ne işitir ne de görür bir şeyi. Yine de hıçkırır hafiften 'unutma beni unutma beni'.


Ben varken ölüm yok
Ölüm varken ben yokum



GERÇEĞİN NE KADARINA DAYANABİLİRSİN?



Ölümün son iyiliği bir daha hiç ölmeyecek olmak!



Evliliğini kurtarmanın tek yolu; onu bitirebilme gücüne sahip olmaktır.



Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.



Derinlere in, sonunda sevdiğinin o olmadığını göreceksin:
Sen bu sevginin içinde yarattığı duyguları seviyorsun!
Sen arzuyu seviyorsun, arzu edilen şeyi değil!


Kendi kurallarına uymayan insanlar başkaları tarafıdan yönetilmeye mahkumdur.
Computer Blogs - Blog Catalog Blog Directory BlogKüme'yi destekliyorum